Fikir Veren Evler #48 | Relaxation


 Bugun harika bir ev/shop
 konugum.
Yaz mevsimini bize yasatan  bir dekorasyon var karsimizda.
Dekorasyona bakinca her seyin detaylarda gizli oldugunu gorebiliyoruz.
Ne kadar sicak ve ne kadar dogal bir atmosfere sahip bir mekan !
Ingiltere'de bulunan bu konsept, sahibesinin yillardir istedigi bir hayalmis.Sevdigi tum detaylari burada bir ev ortaminda sergiliyor ve sizde begendiginiz urunlere kahvenizi yudumlarken bu sicak ortamda goz atabiliyorsunuz.
Benim favori mekanim oldu simdiden.
Haydi biraz ilham alalim!

















Maison&Objet Paris




Gectigimiz haftalarda tek bir gunde bitirilmesi mumkun olmayan Maison&Objet fuarindaydim.
8-12 Eylul tarihleri arasinda gerceklesen bu guzel fuarda tasarim adina her sey mevcuttu.
Sekiz ayri salona yayilan fuarda mobilya,dekorasyon,
kirtasiye urunleri,mutfak bolumu,teknoloji ,parfumeri ve bijuteri standlari yer aliyordu.Kisaca son tasarim urunlerinin toplamini gorebiliyorsunuz.

Uluslararasi firmalarin katildigi bu fuarda Turk firmalar cok olmasa da birkaci mevcuttu.Aslinda tasarim adina ulkemizde cok guzel calismalar yapiliyor.Bildigim cok basarili firmalar var ama onlari bu fuarda goremedim.
Begendigim ,durup inceledigim tum standlar Kuzey Avrupa Ulkelerine aitti.
Cok basarili firmalarla tanistim .Bunlar genelde Isvec,Danimarka,Finlandiya ve Norvec yani iskandinava'dan  katilan firmalar oldu.
Aksesuar ve kirtasiye bolumunde saatlerce kayboldum.
Cocuk mobilyalari ve oyuncaklari bir harikaydi!
Gozume takilanlar ise o kadar fazla ki hepsini ayri konu olarak ele alacagim onumuzdeki postlarda.

Genel olarak bahsetmek gerekirse,
Bolia| Danimarka seyahatimde magazasina ugrama firsati buldugum tipik Iskandinav tarzi mobilaya magazasi.
Sade ve sik tasarimli tum urunler bu markada bulunuyor.



Seletti |Unlu Italyan markasi yine fuarda en cok ilgi goren standlar arasindaydi.Yine cok renkli yine cok cilgindi.







Loopita |Fransiz cocuk markasi,oldukca renkli ve eglenceli urunleri bulunuyor.



Woud Danimarka mobilya ve aksesuar markasi.Tum Iskandinav urunlerinde oldugu gibi yalin cizgilere ve basit cozumlere sahip.



Bu cozum tasarim odulu kazanmis!

Elements Optimal 
Danimarka markasi olan EO cocuk odalari  icin guzel ve eglenceli cozumler sunuyor.
Sirin  Bambi,Sheep ve Cow dan olusan kucuk tabureleri ,Peacock kalemlik Icecream ayna bunlardan bazilari.



Ve daha bir suru ilham dolu urunler...

 Bijuteri bolumunde cok basarili tasarimlar vardi ama ben yine asagida gordugunuz bir Danimarka markasi olan LENE LUNDBERG'in taki ve tokalarina bayildim.

                                                                   

Design Letters ise her zaman urunlerini begendigim bir marka olmustur.Cok guzeller ama !

 Les Ottomans marka yastiklar...

Onumuzdeki 19-23 Ocak tarihlerinde tekrar edecek olan bu fuara sadece profesyoneller katiliyor.Farkli firmalarla profesyonelleri bulusturan bu fuarda bir cok ilham sizi bekliyor! 






Back to Black !


Guzel renkli  bir yaz sezonundan sonra tekrar donduk siyahlara .
Siyah rengi her zaman benim icin vazgecilmezler arasindadir .Soylenenlerin aksine cok da renkli ve hareketli buluyorum kendisini.
Bence her mevsim bu renk icin cok uygun olsa da sicak aylarda daha acik ve daha canli renklere yoneliyoruz.
Dekorasyondan giyime kadar her alanda icinde bulundugu tum kombinasyonlara assalet katan bu renk eylul ayi ile tekrar aramiza dondu.



Harika bir sezon bizi bekliyor!









Içinizi Isıtan Şehir | Lizbon

Lizbon ;
Denizi,sıcacık iklimi,insanları, seramiklerle bezenmiş apartmanları ile bambaşka bir şehir.
Lizbon 'da ne yapılır diye soracak olursanız ,bence bolca deniz mahsulleri yenir,fotoğraf çekilir,güzel manzaranın keyfi çıkartılır derim.
İnsan buraya gelince doğal olarak bir fotoğrafçı oluyor,o kadar çok fotoğraflamak istediğiniz kareler oluyor ki kendinize engel olamıyorsunuz.
Bilindiği üzere,
1 Kasım 1755 yılında Lizbon'da çok büyük bir deprem yaşanmış ve bu depremin etkileri ile şehrin %85'i yok olmuş.
Depremden sonra tsunami ve yangınlar da meydana gelmiş ve şehir Marques de Pombal'ın planlamalarına göre yeniden yapılandırılmiş.
Lizbon ,Roma ve İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulmuş bir şehir.
Dolayısıyla harika manzaralara kucak açıyor.





Bu manzarayı dilerseniz önce  Lizbon kalesinden (Castelo San Jorge) izleyebilirsiniz.
Farklı bir oluşumu olan bu şehirde mahalleler arasında kot farkı bulunmakta ve bu farktan ötürü ulaşımı kolaylaştırmak için iki mahalleyi birbirine bağlayan asansörler sıkça kullanılıyor.
Bir mahalleden diğerine asansörler aracılığı ile kolayca ulaşabiliyorsunuz.
Bu asansörlerden en ünlüsü ''Santa Justa'' asansörü.


Bu asansörü kullanmak isterseniz çok uzun kuyruklar beklemek zorunda kalabilirsiniz.
Ama ben özellikle bu asansörü kullanmak istedim .Hemen asansörün bitiminde bulunan kafede harika manzara eşliğinde bir kahve içebilirsiniz.


Çıktığınız zaman Baixa mahallesine ulaşıyorsunuz.Burada da çeşitli mağazalardan alışveriş yapıp,farklı kafelerde oturabilirsiniz.








Alfama bölgesi ise günümüze kadar gelmiş olan çok eski bir mahalle.Fado müziğinin doğuş yeri.Fado ise,Portekizli denizcilerin keşifler için gidip dönmemeleri üzerine arkasından eşlerinin yaktığı ağıtlardan oluşan hüzünlü bir müzik.
Fado evlerinde bu müziği mutlaka deneyimlemelisiniz.
Alfama sokaklarında gezinmelisiniz.Çok güzel boyanmış binalarla,farklı mağazalarla karşılaşabiliyorsunuz.









Lizbon'un meşhur meydanı olan Praça do Comercio 'da başlıca duraklardan.
Burasi  özellikle hava güzel iken çok eğlenceli olabiliyor.Genelde tüm meydanlarda olduğu gibi kafelerle çevrelenmiş ve oldukça turistik bir mekan.
Bu alanda festivallere denk gelirseniz konserler veriliyor.Canlı müzik eşliğinde oturup
içkinizi yudumlamak keyifli olabiliyor.




Burada en çok beğendiğim mekan aslında bir müze olan Musea de Cerveja (Bira müzesi)isimli yer oldu.
Dilerseniz önce müzeyi gezip arkasından kafesinde oturabilirsiniz.
''Pastel de Bacalhau'' adındaki atıştırmalıklarından yemelisiniz.İçerisinde erimiş peynir ve balık bulunan bir hamur işi .
Yarısı pazar yeri yarısı restoran olarak kullanılan Time Out market yine görülmesi gereken yerlerden .2014 yılında açılmış ve milyonlarca turist ziyaret ediyor.
Lizbon'un meşhur tramvaylari ile seyahet etmedim,genelde kalabalık görünüyordu.


Lizbon'dan Belem'e geçerken Tuk- Tuk adındaki sevimli araçları kullandık.
Gerçekten çok eğlendim!
 Yaklaşık olarak 15 dakikalık mesafe boyunca zıplayarak yolculuk etmek çok konforlu olmasa da çok eğlenceliydi.







Belem 'e geldiğinizde Belem kalesi ve Keşifler anıtı görülmesi gereken yerlerden .
Meşhur pastane Pasteis De Belem 'de Lizbon keklerinden de tatmak gerekli .


Tatlı sevmeseniz bile eski yıllardan günümüze gelmiş olan bu  tarihi pastane görülmeye değer.
Belem'de en çok keyif aldığım dakikalar ise sahilde  25 Nisan köprüsü manzarasını izlediğim dakikalar oldu.Bir an kendimi İstanbul'da zannettim...


Lizbon'da önerebileceğim restoranların başında ,Cervejaria Ramiro var.  Tüm deniz ürünlerini bulabileceğiniz,esnaf lokantası görünümünde bir restoran.
Rezervasyon kabul edilmiyor,kapısında en az bir saat kuyrukta bekliyorsunuz.Ama ben hiç pişman olmadım kesinlikle denemelisiniz.Özellikle tereyağında sarımsaklı karides harika!
Ben balık yemem diyorsanız geleneksel Portekiz mutfağı için önerilen başka bir mekan ise A Tasquinha Do Lagarto.
Portekiz yemeklerini ev yapımı şarap eşliğinde içebilirsiniz.Üstelik fiyatlarda çok uygun.
Dilerseniz Porto şarabı alabilirsiniz bana göre fazla tatlı.
Diğer meşhur içkisi ise Ginjinha isimli vişne likörü.Meşhur Ginjinha Sem Rival'de bu likörü dilerseniz tadabilirsiniz.

Nerede kalınır derseniz Biz Lizbon'da Kale bölgesinde Castle-inn isimli bir oteli tercih ettik.
Guest House şeklinde olan bu sevimli otel ,Lizbon evleri arasında, dokuya ayak uydurmuş küçük bir bina.Konumu ve temizliği ile çok memmnun kaldık.


Ulaşım konusu ise tamamen size kalmış.Biz hiç toplu taşıma araçlarını kullanmadık.Lizbon küçük bir şehir ,her yere yürüyerek ulaşabilirsiniz.
İsterseniz günlük ya da haftalık olarak Viva Viagem Card çıkartabilirsiniz.

Lizbon'a gelmişken yakındaki şehirlere de gitmek gerekiyor bence .
Biz sadece Sintra 'ya gidebildik.



Trenden indiğinizde orjinal seramiklerle kaplanmış bu şahane tren istasyonu ile karşılaşıyorsunuz Sintra'da.
Sintra bambaşka güzellikte bir şehir.Butik dükkanları,tarihi mimari mirası,arnavut kaldırımlı dar sokakları ile çok farklı bir dokusu var.





Şehrin tepesindeki Pena Sarayı ise masal diyarlarına yolculuğa çıkartıyor.Bu saray 19.yy'da yapılmış ve UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor.
Lizbon Rossio tren istasyonundan 45 dk. süren bir yolculuktan sonra Sintra'ya ulaşabiliyorsunuz.

Mutlaka bir daha Lizbon'a gitmek istiyorum daha görülecek çok yer var.
Sadece 3 günlük bir gezi yetmedi her yeri görmeyi.Buralara kadar gelmişken Cabo do Roca,sahil bölgesi olan Cascais mutlaka görmeniz gereken başlıca şehirler.


Buralardan alınabilecek en güzel hediye de bence bu seramikler.Burada binaların kaplanmış olduğu bu rengarenk seramikler güzel bir hatıra olur.

Bolca resim paylaşmaya çalıştım,umarım size Lizbon'un sıcaklığını hissettirebilmişimdir.
Sevgiler

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...